51 Yaşında bilgelik yolunda huzur ve sukunetin bilincinde,yaşam ortaklarımla sevgi barış ve iyilik etme duygularımla yaşamayı rehber edinmiş bir adamım. Şairlik ve özlü sözlerimle dolu dolu bir yaşam.Üniversite iktisat bitirdim;Boşanmış bir yolculuk..Okumak,gezmek,keşfetmek,öğrendiklerimi paylaşmak;evrensel kardeşliğe inanmak,dil,din,kimlik,töre farklılıklarına takılmaksızın,İnsan olmanın onurunda,aynı kalbi taşımanın birliğinde;bu güzelliklerime katılmak isteyen bir hayat arkadaşı aramanın güzelliğinde bir yolculuk..
51 Yaşında bilgelik yolunda huzur ve sukunetin bilincinde,yaşam ortaklarımla sevgi barış ve iyilik etme duygularımla yaşamayı rehber edinmiş bir ermişim.Şairlik ve özlü sözlerimle dolu dolu bir yaşam.Üniversite iktisat bitirdim;Boşanmış bir yolculuk..Okumak,gezmek,keşfetmek,öğrendiklerimi paylaşmak;evrensel kardeşliğe inanmak,İnsan olmanın onurunda,aynı kalbi taşımanın birliğinde;bu güzelliklerime katılmak isteyen bir hayat arkadaşı aramanın güzelliğinde bir yolculuk..
Hakkımda
- Kalenderce
- 61 Yaşında bilgelik yolunda huzur ve sukunetin bilincinde,yaşam ortaklarımla sevgi barış ve iyilik etme duygularımla yaşamayı rehber edinmiş bir ermişim.Şairlik ve özlü sözlerimle dolu dolu bir yaşam.Üniversite iktisat bitirdim;Boşanmış bir yolculuk..Okumak,gezmek,keşfetmek,öğrendiklerimi paylaşmak;evrensel kardeşliğe inanmak,dil,din,kimlik,töre farklılıklarına takılmaksızın,İnsan olmanın onurunda,aynı kalbi taşımanın birliğinde;bu güzelliklerime katılmak isteyen bir hayat arkadaşı aramanın güzelliğinde bir yolculuk..
29 Ekim 2010 Cuma
27 Ekim 2010 Çarşamba
ÖZLÜ SÖZLERİM / SU ADINA..
*”Su hayattır “derler..Hayatın içine tükürürler.
*Bir bardak su içtim. Ohh.. En az üç gün daha hayattayım..
*Ruhumuzu sonsuzluğa erdiren de suyun kutsal duruşudur.Bugüne kadar yaşamdan göçmüş tüm ruhlar okyanusta konaklanırlar. Bir yere gittikleri yok, yeniden hayat bulmanın bardağında içilirler, apış aramızdan! da yaşama atlarlar. Çocuklarınızı kirletmeyin!.
*O’ suyu yarattı.İçine yumurtayı bıraktı. Su ilk yaratılan "hayat" tır.
*Su’dan çıktık suya döneceğiz.Su gibi akar ol..
*Siz bir bardak su içtiğinizde evrenin sırlarını da içersiniz. Arkanıza yaslanın bilgeliğinizi konuşturun; O olmadığında üç gün sonra sırlara gömülürsünüz..Okyanusta içilmeyi beklersiniz, sıranız gelene kadar..
*Su isteseniz de kirlenmez. O’nun nurundandır. Suyun kirliliğini gördüğünüz hali, size emanet edilenden, sizin katkılarınız kadarının rengidir. Güle güle için.!
*Binlerce yıldır yağmurlar, aynı renkte yağarlar. Bu yağmurların yeryüzündeki rengi, ruhunuzdan yansıyan ışıltılardır.
*O’suya hayat verdi, su tüm yaşamlara..Tanrı'nın sonsuzluğa atadığı tek yaşam elçisi “SU” dur..
*Suya sevginizi üfleyin ve için.. Arınırsınız. Su en temiz duaların onay makamıdır. Kristalindeki desenin mimarisi, tekamülünüzün de ölçüsüdür. Mimar Sinan'da aynı sudan içti, eserini dikti..
*Su hem hayattır, hem arındıran;hem de tufan yaşatan;Suyu da suça siz sürüklersiniz..
*Toprak susuz kalırsa çorağa kalır, İnsan susuz kalırsa tabuta kalır..
*Okyanusunda canı vardır. Ve balıklar kalp çırpınışlarıdır. Bu kalpler karaya vurduklarında, krizin de vuruşlarıdır. Bilirsiniz ki, krizlerin kredisi bir-iki’yi geçmez.Balıklarını karaya vurmuş görürseniz, okyanus üstünüze kalacaktır. Bir gemi tabut yapın, Nuh’undan olsun..
*Toprağa su ver cenneti bağışlasın; Un'a su ver ekmeğini bağışlasın.. Suya sevgini ver seni bağışlasın..
*Ağaçlar gökyüzünün tohumlarıdır. Ağaç ekersen su alırsın.
*Okyanusun Çocuklarını kirletirseniz o da husyenizi kirletir.Neslinize sahip çıkın..
*Bir bardak su içtim. Ohh.. En az üç gün daha hayattayım..
*Ruhumuzu sonsuzluğa erdiren de suyun kutsal duruşudur.Bugüne kadar yaşamdan göçmüş tüm ruhlar okyanusta konaklanırlar. Bir yere gittikleri yok, yeniden hayat bulmanın bardağında içilirler, apış aramızdan! da yaşama atlarlar. Çocuklarınızı kirletmeyin!.
*O’ suyu yarattı.İçine yumurtayı bıraktı. Su ilk yaratılan "hayat" tır.
*Su’dan çıktık suya döneceğiz.Su gibi akar ol..
*Siz bir bardak su içtiğinizde evrenin sırlarını da içersiniz. Arkanıza yaslanın bilgeliğinizi konuşturun; O olmadığında üç gün sonra sırlara gömülürsünüz..Okyanusta içilmeyi beklersiniz, sıranız gelene kadar..
*Su isteseniz de kirlenmez. O’nun nurundandır. Suyun kirliliğini gördüğünüz hali, size emanet edilenden, sizin katkılarınız kadarının rengidir. Güle güle için.!
*Binlerce yıldır yağmurlar, aynı renkte yağarlar. Bu yağmurların yeryüzündeki rengi, ruhunuzdan yansıyan ışıltılardır.
*O’suya hayat verdi, su tüm yaşamlara..Tanrı'nın sonsuzluğa atadığı tek yaşam elçisi “SU” dur..
*Suya sevginizi üfleyin ve için.. Arınırsınız. Su en temiz duaların onay makamıdır. Kristalindeki desenin mimarisi, tekamülünüzün de ölçüsüdür. Mimar Sinan'da aynı sudan içti, eserini dikti..
*Su hem hayattır, hem arındıran;hem de tufan yaşatan;Suyu da suça siz sürüklersiniz..
*Toprak susuz kalırsa çorağa kalır, İnsan susuz kalırsa tabuta kalır..
*Okyanusunda canı vardır. Ve balıklar kalp çırpınışlarıdır. Bu kalpler karaya vurduklarında, krizin de vuruşlarıdır. Bilirsiniz ki, krizlerin kredisi bir-iki’yi geçmez.Balıklarını karaya vurmuş görürseniz, okyanus üstünüze kalacaktır. Bir gemi tabut yapın, Nuh’undan olsun..
*Toprağa su ver cenneti bağışlasın; Un'a su ver ekmeğini bağışlasın.. Suya sevgini ver seni bağışlasın..
*Ağaçlar gökyüzünün tohumlarıdır. Ağaç ekersen su alırsın.
*Okyanusun Çocuklarını kirletirseniz o da husyenizi kirletir.Neslinize sahip çıkın..
ŞİİR / DESTAN
Özgürce bir yaşamın destanında
Uçmak bize de yakışır,
Kurşun ağırlığında kalmışsak
Zamanın içinde eğer,
Hangi yürek, hangi kanat
Bulutlar üstüne kaldırır bizi...
(Kalender 20kasım 2003 ank)
Kalender Kılıç
Uçmak bize de yakışır,
Kurşun ağırlığında kalmışsak
Zamanın içinde eğer,
Hangi yürek, hangi kanat
Bulutlar üstüne kaldırır bizi...
(Kalender 20kasım 2003 ank)
Kalender Kılıç
ŞİİR / TERESA ANA
Sülük Dünyanın Kalküta sokaklarında
Yoksulluğun etleri dökülür
Asya’nın tam ortasına
Dumanı tüterken çığlıkların
Arnavutluk Üsküp’e
Zağrep treninden siyah
Kara acılar dumanlanır
Teresa Ana’nın gözyaşlarına,
Artık ayrılık vakti gelmiştir
On sekizlik bacının
Okyanus kadar eteği
Hindistan’a serpilmiştir
Ekmek getirmiştir
Yorgan gelmiştir
Kalküta’nın meleği..
Siyah çığlıkların gecesinde
Kaldırım taşları işaretlenir
Dizi dizi ölümler sırada..
Bir cılız beden, gözlerinde yaşlar
Koca dünya uykuda
Teresa ana ayakta..
Sıraya giren ölüm bekçilerini
Diriltmek için
Kollarına alır kaçar
Nirmal Hiriday’ da doktorlara
Kafa tutar
-ya beni öldürün
-ya bu canları diriltin
ölümü güldürmenin sevincidir
az bir uykuya dalar
sırtını Kalküta duvarlarına yaslar..
bu can kükrer Allah’ına kadar..
Loreta Manastırının duvarlarını
Ölüm çöplüklerine atılan bebek çığlıkları;
Sarsar….
Bu sesler çır çır böceği değil ki
Nasıl uyusun
Teresa ana'm
Var iken
Kan çığlık acılar
Bir birini boğazlar
Hindular, Müslümanlar;
4 gün içinde 5 bin ceset toplanır
tanrılarına kurban adama yarışındalar;
İnsan eti kıpkırmızı
Kanalizasyonlar tıkanmış
Kan bok’a karışmış
Allah’ım bu ne biçim kullarınmış..
… ….. ….
Sandalet tıkırtıları..
Şafağın beşi
Teresa ana ayakta
Güneş uykuda
Sevgisini üfler Kalküta sokaklarında.
Bebekler uyanmadan… Uyanırlar
Ölüme iki kala bile olsa
Kucağında bu küçük canlar
Sevgiyi tadarlar
Tatmadıkları kadar..
Boş vermişliğin okyanusunda
Bir dinozor gibi uykuda.İnsan
yüreğin vatanı olmadığı gibi
vatan yüreklerde vicdandır.
En zayıf halimizden bilinir insanlığımız..
Hiçbir zaman kuvvetli olamadık
Katliamlar yapmamız haricinde..
Barış ve insanlık adına
Hep korkak kaldık
Elimiz kolumuz bağlandık
Dilsiz gökyüzünün
Gözü gökyüzüdür
Bilir sana cevap vereceği günü
İster buna ilahi,
de
İstersen cehennem azabı
Belalardan kurtuluruz
Ancak,
Teresa ananın ayıplarımızı örttüğü kadar..
Dünyanın gözleri önünde
Birileri vardır;
Utancımıza örtünürler
Bir beyaz bulut gibi
Kirliliğimiz üstüne;
-Albert Schweıtzerler
-eleanor Rooseveltler
-Bob Geldoflar
-Mahatma Gandiler
-Teresa Analar
İnsanlığımızı hatırlatırlar.
Bunca acılara duyarsız kalan
Dünya İnsanı!
davul zurna!
ve
Teresa ANA
Kalküta sokaklarında
(Şefkat Anaları adına…kalender, Ankara 19 mayıs)
Yoksulluğun etleri dökülür
Asya’nın tam ortasına
Dumanı tüterken çığlıkların
Arnavutluk Üsküp’e
Zağrep treninden siyah
Kara acılar dumanlanır
Teresa Ana’nın gözyaşlarına,
Artık ayrılık vakti gelmiştir
On sekizlik bacının
Okyanus kadar eteği
Hindistan’a serpilmiştir
Ekmek getirmiştir
Yorgan gelmiştir
Kalküta’nın meleği..
Siyah çığlıkların gecesinde
Kaldırım taşları işaretlenir
Dizi dizi ölümler sırada..
Bir cılız beden, gözlerinde yaşlar
Koca dünya uykuda
Teresa ana ayakta..
Sıraya giren ölüm bekçilerini
Diriltmek için
Kollarına alır kaçar
Nirmal Hiriday’ da doktorlara
Kafa tutar
-ya beni öldürün
-ya bu canları diriltin
ölümü güldürmenin sevincidir
az bir uykuya dalar
sırtını Kalküta duvarlarına yaslar..
bu can kükrer Allah’ına kadar..
Loreta Manastırının duvarlarını
Ölüm çöplüklerine atılan bebek çığlıkları;
Sarsar….
Bu sesler çır çır böceği değil ki
Nasıl uyusun
Teresa ana'm
Var iken
Kan çığlık acılar
Bir birini boğazlar
Hindular, Müslümanlar;
4 gün içinde 5 bin ceset toplanır
tanrılarına kurban adama yarışındalar;
İnsan eti kıpkırmızı
Kanalizasyonlar tıkanmış
Kan bok’a karışmış
Allah’ım bu ne biçim kullarınmış..
… ….. ….
Sandalet tıkırtıları..
Şafağın beşi
Teresa ana ayakta
Güneş uykuda
Sevgisini üfler Kalküta sokaklarında.
Bebekler uyanmadan… Uyanırlar
Ölüme iki kala bile olsa
Kucağında bu küçük canlar
Sevgiyi tadarlar
Tatmadıkları kadar..
Boş vermişliğin okyanusunda
Bir dinozor gibi uykuda.İnsan
yüreğin vatanı olmadığı gibi
vatan yüreklerde vicdandır.
En zayıf halimizden bilinir insanlığımız..
Hiçbir zaman kuvvetli olamadık
Katliamlar yapmamız haricinde..
Barış ve insanlık adına
Hep korkak kaldık
Elimiz kolumuz bağlandık
Dilsiz gökyüzünün
Gözü gökyüzüdür
Bilir sana cevap vereceği günü
İster buna ilahi,
de
İstersen cehennem azabı
Belalardan kurtuluruz
Ancak,
Teresa ananın ayıplarımızı örttüğü kadar..
Dünyanın gözleri önünde
Birileri vardır;
Utancımıza örtünürler
Bir beyaz bulut gibi
Kirliliğimiz üstüne;
-Albert Schweıtzerler
-eleanor Rooseveltler
-Bob Geldoflar
-Mahatma Gandiler
-Teresa Analar
İnsanlığımızı hatırlatırlar.
Bunca acılara duyarsız kalan
Dünya İnsanı!
davul zurna!
ve
Teresa ANA
Kalküta sokaklarında
(Şefkat Anaları adına…kalender, Ankara 19 mayıs)
ŞİİR / ÇOKLARI ÖLDÜLER
Ötekiler görüyordu
Hepten yağan zulmü
Güneşin sevdasını öldürdüğünü
Durulmadı kovalanan iz
Sürdüler meydandan
Zindan olan vatandan
Köşeler tutulmuş
Ekmekler kapılmış
Tuzaklar kurulmuş
Onlar kudurmuş
Ölüme tozlu gideriz
Taa ezelden
Aşımız göz yaşı
Yatağımız çul
Anamız dul
Çokları öldüler
Yüreğinde sevdayı bildirmeden
Gittiler......
Yaşam aşkı
Nice yürekler
Çokları öldüler....
(Kalender Kılıç 1981-siverek)
Kalender Kılıç
Hepten yağan zulmü
Güneşin sevdasını öldürdüğünü
Durulmadı kovalanan iz
Sürdüler meydandan
Zindan olan vatandan
Köşeler tutulmuş
Ekmekler kapılmış
Tuzaklar kurulmuş
Onlar kudurmuş
Ölüme tozlu gideriz
Taa ezelden
Aşımız göz yaşı
Yatağımız çul
Anamız dul
Çokları öldüler
Yüreğinde sevdayı bildirmeden
Gittiler......
Yaşam aşkı
Nice yürekler
Çokları öldüler....
(Kalender Kılıç 1981-siverek)
Kalender Kılıç
ŞİİR/İSTANBUL MİHRABAT-MEHTABA BAK
Bir bak
kanlıca mihrabat'tan
İstanbul'a
bir bak
kahverengi gözlerinle
asya'dan avrupa'ya/dalga dalga
allah aşkına
bir bak
kornaları ve kaldırımları
binaları
araçları
yolunda bırak
mihrabatın suskunluğuna
bir bak
gözlerimden doldum
taştım
mihrabattan marmaraya doğru /dokundum.
aştım.
boğazın tepesinden
boğazım düğümlenir
mihrabında mihrabatın
duası semaya okunur/durulurum
güneş gelip geçerken
bu çizgiden
renkler dolar gözlerime/yorulurum
akşamını yakalarım mehtabında
bir kadeh kaldırmalı
bu güzelliğin aşkına
sarhoş olmamak için
kendimi durdurmak için
yudum yudum sindirmek için
şerefine durmak gerekir
duruşun esasıyla
Tanrıma şükretmek gerekir.
Bir bak
yeşil gözlerinle
ağaçlara yapraklara
yeşil yeşil dalgalara
bülbüller şakırdar
dallarında yarış yarış/aşıklar
kim çizebilir bu nameleri
kim dinlerki buradan sonra
mozartları
beethovenleri
notaları kaynağından dolar
kulaklarıma
çalgıların dallarına gelin
kulaklarınızı bu hışırtılara verin
yaprakları inceden
inceye
dinleyin.
yelpazelenir, ritimlenir
ruhumda renklenir/ dalga dalga
bülbüller dile gelir
dinle bak bu sesleri
kime gelir.
Bu korunun klasikleridir
kulak ver/sus
kalender kendine gelir
bu ne güzel kabus
bir bak
mavi gözlerinle
bir bak
gözlerinden boğazın duaları akar
mavi mavi
iki gözüm iki çeşme
bulutlar tepemde süzülürken
yağmur sırası gözlerimde.
Atom çekirdeğinde
kalender mihrabat da
ummana döner.
mevlana döner
istanbul döner
kalbim ateşlerde..yanar söner
tam siperdeyim, anlım açık;
gez
göz
arpacık
iki gözüm iki açık
iki kaşım üstü iki köprü
iki elim iki yaka da
sol elim anadolu hisarından
uzanır asya'ya
sağ elim urumeli hisarından
uzanır avrupa'ya
mihrabattan selam olsun bütün insanlığa
Bir yılan gibi kıvrılır boğazın suları
iki kıta bir ruh
gözlerim mavi
gözlerim yeşil
gözlerim kahverengi
gözlerim zeytin tanesi
işte budur mihrabatın hikayesi..
(Kalender Kılıç/27-06-2010 ankara)
kanlıca mihrabat'tan
İstanbul'a
bir bak
kahverengi gözlerinle
asya'dan avrupa'ya/dalga dalga
allah aşkına
bir bak
kornaları ve kaldırımları
binaları
araçları
yolunda bırak
mihrabatın suskunluğuna
bir bak
gözlerimden doldum
taştım
mihrabattan marmaraya doğru /dokundum.
aştım.
boğazın tepesinden
boğazım düğümlenir
mihrabında mihrabatın
duası semaya okunur/durulurum
güneş gelip geçerken
bu çizgiden
renkler dolar gözlerime/yorulurum
akşamını yakalarım mehtabında
bir kadeh kaldırmalı
bu güzelliğin aşkına
sarhoş olmamak için
kendimi durdurmak için
yudum yudum sindirmek için
şerefine durmak gerekir
duruşun esasıyla
Tanrıma şükretmek gerekir.
Bir bak
yeşil gözlerinle
ağaçlara yapraklara
yeşil yeşil dalgalara
bülbüller şakırdar
dallarında yarış yarış/aşıklar
kim çizebilir bu nameleri
kim dinlerki buradan sonra
mozartları
beethovenleri
notaları kaynağından dolar
kulaklarıma
çalgıların dallarına gelin
kulaklarınızı bu hışırtılara verin
yaprakları inceden
inceye
dinleyin.
yelpazelenir, ritimlenir
ruhumda renklenir/ dalga dalga
bülbüller dile gelir
dinle bak bu sesleri
kime gelir.
Bu korunun klasikleridir
kulak ver/sus
kalender kendine gelir
bu ne güzel kabus
bir bak
mavi gözlerinle
bir bak
gözlerinden boğazın duaları akar
mavi mavi
iki gözüm iki çeşme
bulutlar tepemde süzülürken
yağmur sırası gözlerimde.
Atom çekirdeğinde
kalender mihrabat da
ummana döner.
mevlana döner
istanbul döner
kalbim ateşlerde..yanar söner
tam siperdeyim, anlım açık;
gez
göz
arpacık
iki gözüm iki açık
iki kaşım üstü iki köprü
iki elim iki yaka da
sol elim anadolu hisarından
uzanır asya'ya
sağ elim urumeli hisarından
uzanır avrupa'ya
mihrabattan selam olsun bütün insanlığa
Bir yılan gibi kıvrılır boğazın suları
iki kıta bir ruh
gözlerim mavi
gözlerim yeşil
gözlerim kahverengi
gözlerim zeytin tanesi
işte budur mihrabatın hikayesi..
(Kalender Kılıç/27-06-2010 ankara)
ŞİİR /SEVGİDİR
Sevgidir,
Uzaklardan gelir
Dere tepe adım adım
Köz olur ana tadı ocağında
Güneş olur kızılca sıcak kumlarda
Kayaların semerli yosununda
Su olur
Hayat olur
Ekmek tenli yanaklarda
Aşk olur
Tat olur
Aradığın sevgidir
Arama e canım arama
Varsa yüreğinde
Kor alev sıcaklığı
Sen serince rüzgar
Sen derince orman
O sende olur
Sen onda
Aradığın sevgidir
Arama e canım arama
Yürek sende
Sevgi yüreğinde...
Kalender Kılıç
Uzaklardan gelir
Dere tepe adım adım
Köz olur ana tadı ocağında
Güneş olur kızılca sıcak kumlarda
Kayaların semerli yosununda
Su olur
Hayat olur
Ekmek tenli yanaklarda
Aşk olur
Tat olur
Aradığın sevgidir
Arama e canım arama
Varsa yüreğinde
Kor alev sıcaklığı
Sen serince rüzgar
Sen derince orman
O sende olur
Sen onda
Aradığın sevgidir
Arama e canım arama
Yürek sende
Sevgi yüreğinde...
Kalender Kılıç
ŞİİR / BİR UZUN ŞİİR BU ŞEHİR
Bu şehirde dualarım
Metallere takılıyor
Yüksek betonlar arasında
Toz duman gürültüler
Bir sis gibi,
Dualarım üstüne örtünürken
Ruhum sıkılıyor........
Metropol şehir'in yanlız adamları
Zengini, fukarası ve arada kalanı
Tel örgülere takılı kalanlarsınız!
Birinin paçasından,
Diğeri, kravatından yırtık yakalandınız.!
Nedir? bu şehirde yüreğinizi çivileyen;
Gecenin yorganı üstünüze örtünürken,
Aynı korkular değilmi.?
Rüyalarınızı gizleyen.
Şafakla başlayan bir savaş
İspanya Boğa'sı kızgınlığında
Bu şehir bir arena arkadaş..
Ve köylü gardaş
Bu şehire yeni katılan garibim! .
Yüz yıllık hasretinle
Neden ayrılırsın köyünden,
Nedir seni alıkoyan
Ana tadı ekmeğinden
Hangi sevdandır ki,
Seni bu rezilliğe iten
Gel git bu şehirden
Başaklar dökülsün ellerinden...
Ve bu şehirin efendileri!
Zınka zınk mallarınızla
Hangi zamanın açlık korkuları ki,
Sizi istifçiliğe iten
Ölçü nedir bilmezken
Bu şehri depoladınız,
Mala boğdunuz
Çocuklarınıza 'artık'bir İstanbul bıraktınız..
.....
Ve zehir hafiyeler
Yiyecek bırakmadınız
Kimyasal bombaladınız
Her eve girdiniz
İğnelediniz..!
Hangi kaşığı kaldırsak ta
Yediğimizden korkarız
Doldursak ta kadehleri
İçtiğimizden korkarız
Kanser çığlıklarıyla
Hastane kapılarında yığılıp kalanlarız
Üst üste ölmeyi beklercesine
Oturup ağlarız!
Ve
Günde 14 milyon dokluk için,
7 milyon teneke yiyecek tükeden
Ey bu koca şehir...
Bir tencere sevgi kaynata bilseydi
365 tencerenin buharlarıyla
Ne sevgi yağmurları
Bu şehrin üstüne serpilirdi
Ve semalarda gökkuşağı
Seyredilirdi..
Ve hangi katiller
Bu koca şehrin üstüne
Karalar çalabilirdi ki
Gece alemlerinde tüketilen
Binlerce katırlık fıçıların köpükleri
İnşallah kaydırır
Bu şehirden sizleri..
bu koca şehirin üstüne
İki tahta çakıp
Yağmaladınız..
Ve işbirliği zabıtlarınızla,
Üç beş kuruşluk mafiyanızla beraber
Bu şehiri sattınız
Utanmadınız..
....
iki şişman göt kadar sıkıştırılan
Sokaklarınız,
İki yana park etmiş
Kafası bozuk arabalarınız
Canbazlara bile geçit bırakmazken
İstanbul Şöförüm
Çatlak kornalarını
İtelerken elleriyle
Gökyüzü yarılır gürültüleriyle..
Ne Melekler kalır semada
Cinleri cin tutar
İnanın bana..
.....
Ve hangi çatının bacasına
Bir dokunsan
Bin aah! dumanı çıkmaz ki
Korkuların ve acıların olmadığı
Bir yuva göster ki bu şehirde,
Doktorunu bile
Akıl hastanesine göndermez ki..
.....
Ve bu koca şehir
Şairlerin dizeleri arasından
Kaybolup giderken,
Urfalı 'İbrahim Tatlı' gürültüsü
Ekrana çivilerken gecemizi,
Gel de çık işin içinden..
......
Her üç denizin işbirliği
Boğaz 'dan eserken
Serinler bu Şehir
Yoksa mazallah..
Kim bilir? kaç kere
Çıldırırdı bu şehir..
Ve bu cennet şehir
Gözleriniz içinden akıp
Giderken..
Hangi cennetler içindir
Dualarınız..
Bana öyle bir cennet
Gösterin ki,
İçinde yaşansın
Bir Rumeli Hisarınız
Ve
Bir nilüfer şarkısı yankılansın
Semalarınız
Ve Ben
Bu koca şehire
Sırtımı dönük bir şekilde
Karadenize bakarken,
Bir ayağım Rumeli kavağına,
Bir ayağım Anadolu kavağına,
Dayamışken
Cennet suları
Paçamın altından
İstanbul akarken
Dularım bu cennet'e amindir..
Ve sizler,
Kendi cennetinizin
Hayallerine dalmışken
BİLMEM KAÇ GECELİK,
Ben her gelişimde bu şehirde
Tanrımla kol kola
Bir İstanbul şarkısı
SÖYLEDİK..
(İstanbul, Rumeli Kavağı 20.04.2005)
Metallere takılıyor
Yüksek betonlar arasında
Toz duman gürültüler
Bir sis gibi,
Dualarım üstüne örtünürken
Ruhum sıkılıyor........
Metropol şehir'in yanlız adamları
Zengini, fukarası ve arada kalanı
Tel örgülere takılı kalanlarsınız!
Birinin paçasından,
Diğeri, kravatından yırtık yakalandınız.!
Nedir? bu şehirde yüreğinizi çivileyen;
Gecenin yorganı üstünüze örtünürken,
Aynı korkular değilmi.?
Rüyalarınızı gizleyen.
Şafakla başlayan bir savaş
İspanya Boğa'sı kızgınlığında
Bu şehir bir arena arkadaş..
Ve köylü gardaş
Bu şehire yeni katılan garibim! .
Yüz yıllık hasretinle
Neden ayrılırsın köyünden,
Nedir seni alıkoyan
Ana tadı ekmeğinden
Hangi sevdandır ki,
Seni bu rezilliğe iten
Gel git bu şehirden
Başaklar dökülsün ellerinden...
Ve bu şehirin efendileri!
Zınka zınk mallarınızla
Hangi zamanın açlık korkuları ki,
Sizi istifçiliğe iten
Ölçü nedir bilmezken
Bu şehri depoladınız,
Mala boğdunuz
Çocuklarınıza 'artık'bir İstanbul bıraktınız..
.....
Ve zehir hafiyeler
Yiyecek bırakmadınız
Kimyasal bombaladınız
Her eve girdiniz
İğnelediniz..!
Hangi kaşığı kaldırsak ta
Yediğimizden korkarız
Doldursak ta kadehleri
İçtiğimizden korkarız
Kanser çığlıklarıyla
Hastane kapılarında yığılıp kalanlarız
Üst üste ölmeyi beklercesine
Oturup ağlarız!
Ve
Günde 14 milyon dokluk için,
7 milyon teneke yiyecek tükeden
Ey bu koca şehir...
Bir tencere sevgi kaynata bilseydi
365 tencerenin buharlarıyla
Ne sevgi yağmurları
Bu şehrin üstüne serpilirdi
Ve semalarda gökkuşağı
Seyredilirdi..
Ve hangi katiller
Bu koca şehrin üstüne
Karalar çalabilirdi ki
Gece alemlerinde tüketilen
Binlerce katırlık fıçıların köpükleri
İnşallah kaydırır
Bu şehirden sizleri..
bu koca şehirin üstüne
İki tahta çakıp
Yağmaladınız..
Ve işbirliği zabıtlarınızla,
Üç beş kuruşluk mafiyanızla beraber
Bu şehiri sattınız
Utanmadınız..
....
iki şişman göt kadar sıkıştırılan
Sokaklarınız,
İki yana park etmiş
Kafası bozuk arabalarınız
Canbazlara bile geçit bırakmazken
İstanbul Şöförüm
Çatlak kornalarını
İtelerken elleriyle
Gökyüzü yarılır gürültüleriyle..
Ne Melekler kalır semada
Cinleri cin tutar
İnanın bana..
.....
Ve hangi çatının bacasına
Bir dokunsan
Bin aah! dumanı çıkmaz ki
Korkuların ve acıların olmadığı
Bir yuva göster ki bu şehirde,
Doktorunu bile
Akıl hastanesine göndermez ki..
.....
Ve bu koca şehir
Şairlerin dizeleri arasından
Kaybolup giderken,
Urfalı 'İbrahim Tatlı' gürültüsü
Ekrana çivilerken gecemizi,
Gel de çık işin içinden..
......
Her üç denizin işbirliği
Boğaz 'dan eserken
Serinler bu Şehir
Yoksa mazallah..
Kim bilir? kaç kere
Çıldırırdı bu şehir..
Ve bu cennet şehir
Gözleriniz içinden akıp
Giderken..
Hangi cennetler içindir
Dualarınız..
Bana öyle bir cennet
Gösterin ki,
İçinde yaşansın
Bir Rumeli Hisarınız
Ve
Bir nilüfer şarkısı yankılansın
Semalarınız
Ve Ben
Bu koca şehire
Sırtımı dönük bir şekilde
Karadenize bakarken,
Bir ayağım Rumeli kavağına,
Bir ayağım Anadolu kavağına,
Dayamışken
Cennet suları
Paçamın altından
İstanbul akarken
Dularım bu cennet'e amindir..
Ve sizler,
Kendi cennetinizin
Hayallerine dalmışken
BİLMEM KAÇ GECELİK,
Ben her gelişimde bu şehirde
Tanrımla kol kola
Bir İstanbul şarkısı
SÖYLEDİK..
(İstanbul, Rumeli Kavağı 20.04.2005)
Özlü sözlerim
KALENDERCE SÖZLER ŞUBAT 2009
*Çocuklar, Anne ve Babanın kalbine takılan kanatlardır. Anne baba'nın hayatını geçmişin ağırlığından kurtarıp, şimdiki halin heyecanıyla ölümsüzlüğün ufkuna kanat çırptırırlar. Bu yolculuk hep ileri yükseklere doğrudur. Geçmişi değil geleceği taşırlar.
*Ağaçlar gökyüzünün tohumlarıdır, Ağaç ekersen su alırsın.
*Görülüyor ki insanlar yüzlerini yüreklerinden gizliyorlar. Sözleriyle kanıtlanan gerçeğin iki yüzlülüğü metal para da geçerlidir. Yüz kalbin aynasıdır.
*okyanusta sana kulaç attıran kalbinin sukuneti ile aklının bilgeliğidir. kollarında ki güc; kalbin ifadesi, tekniği de; aklının ifadesidir. Panikle karaya varamazsın.
*Martıları yüksekte tutan, kanatlarının çırpınışından önce kalbinin çırpınışlarıdır.Dünyayı boşlukta tutan da aynı, İnsanı en yükseğin tepesinden ufku seyrettiren de aynı güçtür.Kalpten kalbe yol vardır.
*Kalbi ilk yaralayan sahibidir.ve her zamanda öyledir.Başkalarının kalbini yaralaması diye bir şey yoktur;Kaşığını kendi ellerinle tuttuğun gibi, kalp destini kıran çekiçleri de aynı el tutmuştur.
*kalbinden kuşku duyan Yaradan’ından da kuşku duyar. Çünkü o yüreği, göğüs kafesi nin içine yerleştiren Yaradan’ın elleridir.Kötülük yapmaktan ve yalan söylemekten sakın.Kalbi en çok yaralayan bunlardır;aynı zaman da emanete de ihanettir.
*Her mezarlığın bir ilahisi vardır. Bilgelerin mezarlarından çıkan ilahiler, tüm ölülerin ruhlarından huzurla esip geçerken, eceliyle ölenlerin ruhlarına melodilerini tane tane bırakırlar.Şehitlerin ve arkalarından haince vurulanların ruhlarında acı bir harmoniğe dönüşen bu nameler, gökyüzünde sessiz bir acıyla, yankılanırlar..Bu yankılar, gök kubbenin altında yaşayan tüm yüreklerin vicdanlarında çınılar.Kötülükler ve savaşlar, hainlikleriyle beraber yer yüzünden kalkana kadar bu çan sesleri kesilmeyecektir.
*Ticaret yapmak, kalp top’unu sahaya sürmek gibidir. Gelen vurur giden vurur, birde sen vurursun. Bu maçın ne zaman biteceği de belli olmaz; ta ki top patlayana kadar..
*Günümüzde, Adaleti tam ortasından kesilip eşitçe dağıtılacak meyve zannederiz.Aslında, o meyveyi tutan el, önce meyvenin içini kendi alır, sonra kabuklarını eşitçe dağıtır..
*İnsanları ağırlıklarıyla taşıyabilirsiniz.Araç bol.Ama davranışlarıyla asla..Fazla yaklaşmayın üstünüze kalırlar.
*Günümüzde bir Ülkeyi savaşa sürüklemeden önce, sahaya sürün.Bol bol futbol oynatın..Savaşacak halleri kalırsa eğer..
*Hedefini aklının dürbünüyle netleştir.Kalbinin atışlarına bırak;tam vuruş..Ayağına sadece gitmek kalsın.
*Ne için ve neye dua ederseniz edin.İster gökyüzüne, ister tüm dinlere, ağaçlara yıldızlara…Kalbinin berraklığı, ışığın uzaklığıdır.Işığın rengi içinizde gizli..Gelen ışık, gidenin rengi ve bereketidir..siyah iplikten beyaz yorgan çıkmaz.
*Dilinize hangi tatları yazdırırsanız, beyniniz onu okur ve bir alışkanlık alanı(zihin) oluşur.Bu size ait bir tasarruftur(irade).Tüm inanç ve davranışlarınızda, yüzlerce kez, beyninize yazanların size okutmasıdır.
*Alışkanlıkların esiri olmak, tembellikten ve ölümden kötüdür.Siz ölümü bir defa da olsa tekrarlayamazsınız.
*Ben hiçbir zaman kötülere beddua vermem. Onlar zaten beddualıdırlar ve yüreklerinde sorgulanırlar.Sadece dışarıyı değil, içlerini de kirletirler. Yürekler o kadar temizdir ki.. kirli suda fazla yaşayamazlar.
*Bazen kötülerin çok uzun ve zengin yaşadıklarına şahit oluruz.Onların bu durumu kendi kredilerini tükettikten sonra;Ortamda çoğalan kirlilikten ve eşeklerden nasiplenmeleridir..Derler ki, eşeği çok olan köyün yükünden sorun olmaz.
*Güneşin o devasa kızgınlığının yüreğinde ipek gibi bir dokunuş vardır.Siz onu yapraklarda görürsünüz.Yüreğinizde hisseder, Bardaktan kana kana içersiniz.Saflığın gücüne ne derseniz? Bilgeliğin ve arınmışlığın gücünü denemeyin..
*Güzellik ve merhamet Tanrıya en yakın mekandır.Bu kapının nöbetini iyi tutmalıyız.Uykuya daldığımızda haber verecek bir zilimiz olmalı.Yoksa kötülük her an içeri girer.
*Doğruluk, İnsana İhsan edilen en yüce kutsallıktır.
*Ellerimim bana en güzel hediyesi, sevgiyle yaratılan her şeye dokunma hazzını vermesidir.
*Aklımızın en verimli ve faydalı hali, Şu anda da tabi olduğumuz kozmik yasaları anlama kabiliyetidir.gerisi teferruattır.
*Evren, üzerindeki tezgahta farklı farklı imliklerle dokunan halı gibidir.Nihai hedefi ipek halı olmayı arzulamaktır.İnsanlığa bunun için tahammül eder, bir an önce ipek dokunuşları öğrenmeliyiz.Yoksa bizi de çırpacaktır; tarihi tufanda çırptıkları gibi..!
*Evrenin sırlarını öğrenmek için bir çok kitap sayfaları çevirebilirsiniz. Aslında ağaçta asılı duran yaprağı , gören gözlerle çevirdiğinizde, daha fazla heyecan duyarsınız.Çünkü sırları hem dokunur , hem koklar, hem de görerek okursunuz.
*Karanlık zamanlarda ışığınla fazla dolaşma. Mahremlerini Işığına verenler, ışığını söndürürler.
*Gizlilik içinde aydınlan.Sadece pilini doldurmaya devam et.Fenerin düğmesine bastığında köyünden çıktığın zaman olsun.Seni takip ettiklerinde ayak izlerine kalsınlar.
*Bana Tanrı’nın olup olmadığını soruyorsun.Önce, kirli ellerini yıka da gel.
*İnsanlar kafalarına yerleştirilen kartın ne olduğunu merak etmeden önce , jokey kartının ne olduğunu öğrensinler.
*Evinde küçük zararlı mikroplardan kurtulmak istersen, evini süpür..Büyük mikroplardan kurtulmak istediğinde Televizyonunu çöpe at..
*Siz demir yığınlarını Okyanusta yüzdüremezsiniz..Kimyanızı ve Matematiğinizi okyanusa okutmalısınız..
*Günümüze uygun nasıl giyinmenizi merak ederseniz eğer, birkaç asırlık bir resim de bulduğunuz sakinleri canlandırıp günümüz sokaklarına bırakın..Şimdiki örtülerinizle dudak bükmezseniz uygundur..
*Bilgi Bilgelik değildir.Sana binayı yaptıran bilginin penceresinden sızan mum ışıkları , sükunetle gecelerini dalgalandırıyorsa bilgeliğin imza altına alınmıştır..Mum alevinin sükuneti yüreğinde huzurun ayak izleridir. Öfkenin dokundurduğu alev, evin duvarlarına siyah bir iz bırakırken, bilgeliğinde çizik atmıştır.
*İnsanın zihninin üstüne bir Millet çöker.
*Özgürlüğünün cesaretini cahilliğine yazdıranlar, cezaevlerinde kader Mahkumunu oynarlar..
*Çocukluğu öldürülmüş toplumlarda, Huzurun yıkıntıları altında “İnsan” Ararsınız..Bulduğunuzda da cezaevine yatırırsınız..
*Okyanusta balıklar, bulunduğu haldeler..Yunus yunustur, köpek balığı da köpek..İnsan okyanusunda her türlü hal vardır..İnsan size, yunus gibi yaklaştığında siz, köpek balığı önlemini alın..
*Cehalet aklın sefalet erozyonudur..Toprak kendi ağacına tutunarak erozyondan kurtulur, akıl da kendi bilgeliğine..Akıl bahçende, cahillerin çer-çöp sellerinden koruyacak bir çınar ağacın olsun.O’nu taa çocukluğunuzda ekin…Cehalet hem sefalet, hem de felakettir..
*Çocukluğu öldürülmüş toplumlar, ambarında küflenmiş tohuma kalırlar..O Toprağı sulasan da, çürümüş tohumlar, kıtlığa bırakırlar..Ambarınız da tohumlarınız temiz, sofranız da ekmeğiniz bol olsun..
*Çocuklar, Anne ve Babanın kalbine takılan kanatlardır. Anne baba'nın hayatını geçmişin ağırlığından kurtarıp, şimdiki halin heyecanıyla ölümsüzlüğün ufkuna kanat çırptırırlar. Bu yolculuk hep ileri yükseklere doğrudur. Geçmişi değil geleceği taşırlar.
*Ağaçlar gökyüzünün tohumlarıdır, Ağaç ekersen su alırsın.
*Görülüyor ki insanlar yüzlerini yüreklerinden gizliyorlar. Sözleriyle kanıtlanan gerçeğin iki yüzlülüğü metal para da geçerlidir. Yüz kalbin aynasıdır.
*okyanusta sana kulaç attıran kalbinin sukuneti ile aklının bilgeliğidir. kollarında ki güc; kalbin ifadesi, tekniği de; aklının ifadesidir. Panikle karaya varamazsın.
*Martıları yüksekte tutan, kanatlarının çırpınışından önce kalbinin çırpınışlarıdır.Dünyayı boşlukta tutan da aynı, İnsanı en yükseğin tepesinden ufku seyrettiren de aynı güçtür.Kalpten kalbe yol vardır.
*Kalbi ilk yaralayan sahibidir.ve her zamanda öyledir.Başkalarının kalbini yaralaması diye bir şey yoktur;Kaşığını kendi ellerinle tuttuğun gibi, kalp destini kıran çekiçleri de aynı el tutmuştur.
*kalbinden kuşku duyan Yaradan’ından da kuşku duyar. Çünkü o yüreği, göğüs kafesi nin içine yerleştiren Yaradan’ın elleridir.Kötülük yapmaktan ve yalan söylemekten sakın.Kalbi en çok yaralayan bunlardır;aynı zaman da emanete de ihanettir.
*Her mezarlığın bir ilahisi vardır. Bilgelerin mezarlarından çıkan ilahiler, tüm ölülerin ruhlarından huzurla esip geçerken, eceliyle ölenlerin ruhlarına melodilerini tane tane bırakırlar.Şehitlerin ve arkalarından haince vurulanların ruhlarında acı bir harmoniğe dönüşen bu nameler, gökyüzünde sessiz bir acıyla, yankılanırlar..Bu yankılar, gök kubbenin altında yaşayan tüm yüreklerin vicdanlarında çınılar.Kötülükler ve savaşlar, hainlikleriyle beraber yer yüzünden kalkana kadar bu çan sesleri kesilmeyecektir.
*Ticaret yapmak, kalp top’unu sahaya sürmek gibidir. Gelen vurur giden vurur, birde sen vurursun. Bu maçın ne zaman biteceği de belli olmaz; ta ki top patlayana kadar..
*Günümüzde, Adaleti tam ortasından kesilip eşitçe dağıtılacak meyve zannederiz.Aslında, o meyveyi tutan el, önce meyvenin içini kendi alır, sonra kabuklarını eşitçe dağıtır..
*İnsanları ağırlıklarıyla taşıyabilirsiniz.Araç bol.Ama davranışlarıyla asla..Fazla yaklaşmayın üstünüze kalırlar.
*Günümüzde bir Ülkeyi savaşa sürüklemeden önce, sahaya sürün.Bol bol futbol oynatın..Savaşacak halleri kalırsa eğer..
*Hedefini aklının dürbünüyle netleştir.Kalbinin atışlarına bırak;tam vuruş..Ayağına sadece gitmek kalsın.
*Ne için ve neye dua ederseniz edin.İster gökyüzüne, ister tüm dinlere, ağaçlara yıldızlara…Kalbinin berraklığı, ışığın uzaklığıdır.Işığın rengi içinizde gizli..Gelen ışık, gidenin rengi ve bereketidir..siyah iplikten beyaz yorgan çıkmaz.
*Dilinize hangi tatları yazdırırsanız, beyniniz onu okur ve bir alışkanlık alanı(zihin) oluşur.Bu size ait bir tasarruftur(irade).Tüm inanç ve davranışlarınızda, yüzlerce kez, beyninize yazanların size okutmasıdır.
*Alışkanlıkların esiri olmak, tembellikten ve ölümden kötüdür.Siz ölümü bir defa da olsa tekrarlayamazsınız.
*Ben hiçbir zaman kötülere beddua vermem. Onlar zaten beddualıdırlar ve yüreklerinde sorgulanırlar.Sadece dışarıyı değil, içlerini de kirletirler. Yürekler o kadar temizdir ki.. kirli suda fazla yaşayamazlar.
*Bazen kötülerin çok uzun ve zengin yaşadıklarına şahit oluruz.Onların bu durumu kendi kredilerini tükettikten sonra;Ortamda çoğalan kirlilikten ve eşeklerden nasiplenmeleridir..Derler ki, eşeği çok olan köyün yükünden sorun olmaz.
*Güneşin o devasa kızgınlığının yüreğinde ipek gibi bir dokunuş vardır.Siz onu yapraklarda görürsünüz.Yüreğinizde hisseder, Bardaktan kana kana içersiniz.Saflığın gücüne ne derseniz? Bilgeliğin ve arınmışlığın gücünü denemeyin..
*Güzellik ve merhamet Tanrıya en yakın mekandır.Bu kapının nöbetini iyi tutmalıyız.Uykuya daldığımızda haber verecek bir zilimiz olmalı.Yoksa kötülük her an içeri girer.
*Doğruluk, İnsana İhsan edilen en yüce kutsallıktır.
*Ellerimim bana en güzel hediyesi, sevgiyle yaratılan her şeye dokunma hazzını vermesidir.
*Aklımızın en verimli ve faydalı hali, Şu anda da tabi olduğumuz kozmik yasaları anlama kabiliyetidir.gerisi teferruattır.
*Evren, üzerindeki tezgahta farklı farklı imliklerle dokunan halı gibidir.Nihai hedefi ipek halı olmayı arzulamaktır.İnsanlığa bunun için tahammül eder, bir an önce ipek dokunuşları öğrenmeliyiz.Yoksa bizi de çırpacaktır; tarihi tufanda çırptıkları gibi..!
*Evrenin sırlarını öğrenmek için bir çok kitap sayfaları çevirebilirsiniz. Aslında ağaçta asılı duran yaprağı , gören gözlerle çevirdiğinizde, daha fazla heyecan duyarsınız.Çünkü sırları hem dokunur , hem koklar, hem de görerek okursunuz.
*Karanlık zamanlarda ışığınla fazla dolaşma. Mahremlerini Işığına verenler, ışığını söndürürler.
*Gizlilik içinde aydınlan.Sadece pilini doldurmaya devam et.Fenerin düğmesine bastığında köyünden çıktığın zaman olsun.Seni takip ettiklerinde ayak izlerine kalsınlar.
*Bana Tanrı’nın olup olmadığını soruyorsun.Önce, kirli ellerini yıka da gel.
*İnsanlar kafalarına yerleştirilen kartın ne olduğunu merak etmeden önce , jokey kartının ne olduğunu öğrensinler.
*Evinde küçük zararlı mikroplardan kurtulmak istersen, evini süpür..Büyük mikroplardan kurtulmak istediğinde Televizyonunu çöpe at..
*Siz demir yığınlarını Okyanusta yüzdüremezsiniz..Kimyanızı ve Matematiğinizi okyanusa okutmalısınız..
*Günümüze uygun nasıl giyinmenizi merak ederseniz eğer, birkaç asırlık bir resim de bulduğunuz sakinleri canlandırıp günümüz sokaklarına bırakın..Şimdiki örtülerinizle dudak bükmezseniz uygundur..
*Bilgi Bilgelik değildir.Sana binayı yaptıran bilginin penceresinden sızan mum ışıkları , sükunetle gecelerini dalgalandırıyorsa bilgeliğin imza altına alınmıştır..Mum alevinin sükuneti yüreğinde huzurun ayak izleridir. Öfkenin dokundurduğu alev, evin duvarlarına siyah bir iz bırakırken, bilgeliğinde çizik atmıştır.
*İnsanın zihninin üstüne bir Millet çöker.
*Özgürlüğünün cesaretini cahilliğine yazdıranlar, cezaevlerinde kader Mahkumunu oynarlar..
*Çocukluğu öldürülmüş toplumlarda, Huzurun yıkıntıları altında “İnsan” Ararsınız..Bulduğunuzda da cezaevine yatırırsınız..
*Okyanusta balıklar, bulunduğu haldeler..Yunus yunustur, köpek balığı da köpek..İnsan okyanusunda her türlü hal vardır..İnsan size, yunus gibi yaklaştığında siz, köpek balığı önlemini alın..
*Cehalet aklın sefalet erozyonudur..Toprak kendi ağacına tutunarak erozyondan kurtulur, akıl da kendi bilgeliğine..Akıl bahçende, cahillerin çer-çöp sellerinden koruyacak bir çınar ağacın olsun.O’nu taa çocukluğunuzda ekin…Cehalet hem sefalet, hem de felakettir..
*Çocukluğu öldürülmüş toplumlar, ambarında küflenmiş tohuma kalırlar..O Toprağı sulasan da, çürümüş tohumlar, kıtlığa bırakırlar..Ambarınız da tohumlarınız temiz, sofranız da ekmeğiniz bol olsun..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)